Vidyolar bölümü güncellenmistir.Sitemize üye olarak ya da zaten üyeyseniz üye girisi yaparak vidyolarinizi ekleyebilirsiniz.Destek ve sorulariniz icin lütfen iletisim bölümündeki formu doldurunuz.
Çoklu Dil Desteği
Sağ üst köşede bulunan bayrak resimlerine tıklayarak siteyi istediğiiz dilde görüntüleyebilirsiniz.
Köyümüz ilköğretim okulu öğretmenlerinden değerli Abdullah Arkan hocanın sitemize gönderdiği yazıyı olduğu gibi sizlere aktarıyor, bu anlamlı girişimin herkes tarafından imkanları oranında desteklenmesini rica ediyoruz. Abdullah hoca ve okulumuz öğretmenlerine iyi niyetleri ve özverili çabaları için takdirlerimizi iletiyor, teşekkür ediyoruz.
Şahin Bey öncelikle çalışmanızda başarılar diliyorum... Sitenizi gözlemlediğim kadarıyla Hisarbey kültürünü yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorsunuz, bu yönünüzü takdir ettiğimi bilmenizi isterim. İsmim Abdullah Arkan köyünüzde 2 yıldır sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Sitenizde okulumuza da yer ayırdığınız için teşekkürler. Sizlere yazmaktaki amacım; okulumuzu çağa ayak uydurmak ve öğrencilerimize daha iyi eğitim vermek amacıyla sınıflarımızı yenilemek, dizayn etmek için kollarımızı sıvadık. Artık eğitim kara tahta önünde konuşan bir öğretmen ve onu pasif olarak dinleyen öğrenciler anlamına gelmiyor. Eğitim; öğrencinin bilgiyi kendisinin inşa ettiği, öğretmenin yol gösterdiği, duyan, gören, sorgulayan, aktif bireyler yetiştirme amacına yöneldi. Bu nedenle öğrenme ortamımızı yenilememiz teknolojinin imkanlarından faydalanmamız gerekiyor. İnternet vasıtasıyla büyük holdinglerden sosyal sorumluluk projeleri adı altında yardım taleplerinde bulunuyoruz. Amacımız bütün sınıflarımızı projeksiyon makinası, bilgisayar ve internet ile donatmak.
Eğitim bilimi der ki; insanlar
Okuduklarının yüzde onunu, Duyduklarının yüzde yirmisini, Gördüklerinin yüzde otuzunu, Hem görüp hem duyduklarının yüzde ellisini, Görüp, duyup, söylediklerinin yüzde seksenini, Görüp, duyup, söyleyip, dokunduklarının yüzde doksanını hatırlıyorlar...
İşte sınıflarımıza projeksiyon döşeme çabamız bu yüzden. Geleceğimizin teminatı olan nesillerimizi daha iyi yetiştirmek, onları gelecekte iyi yerlerde görmek istiyorsak onlara bu altyapıyı hazırlamamız gerekiyor. Kendi çabalarımızla bazı holdinglerden, hayırseverlerden bir kaç tane projeksiyon makinesi temin ettik. Ama henüz yetersiz. İnternette gezinirken sitenizi gördüm ve sizlere de yazmak istedim. Bu konuda sizin de fikirlerinizden, yardımlarınızdan faydalanmak isteriz. Saygılarımla.
Köyde ona genellikle Tekaüt Dede derlerdi. Hacı Emmi, Mustafa Emmi diyenler de olurdu. Yaşı 1960’lı yılların başında yetmişin epey üzerindeydi. Evi mezarlığa giden yolun solunda çocuklarının evlerinin arasında bir göz odaydı. Çocukları, gelinleri, torunları ona hizmette asla kusur etmezler; yemek, temizlik gibi onun bütün ihtiyaçlarını hemen her gün giderirlerdi.
Tekaüt Dede her sabah odasından çıkar, evinin önündeki tahta sandalyede akşama kadar otururdu. Çünkü sağ bacağı taa dibinden yoktu. Koltuk değnekleri ile çok az hareket edebiliyordu.
Vekaleten başkasını göndermişti hacıya. Sorarsanız, Hacı Emmi bacağına ne oldu? Diye, Hemen başlardı anlatmaya. “O günler gitsin de geri gelmesin, neler çektik neler yavru. Seferberlikte, 1.Cihan Harbi’nde yavrum, Kafkas Cephesi’ndeydik. Gümrü’de bir şarapnel mi, top mermisi mi neyse aldı götürdü sağ bacağımı diye başladımı dinleyebilirsen saatlerce sürerdi anlattıkları.
Oldukça iyi tekaüt maaşı alırdı. Hali vakti yerindeydi o günlere göre. Hayırseverdi, köyün girişinde deredeki köprüleri o yaptırmıştı. Yardımseverdi: cami, okul ve köydeki fakir fukaraya hep yardım eder, kimseyi boş çevirmezdi.
Bir keresinde bir dilenci para istiyordu. Paraları bilmezdi. Bana seslendi: “yavru şu ceketimi ver hele,” diye. Cebinden özenle cüzdanını çıkarıp içinden bir kağıt para alarak bana uzattı ve: “şu kaç pangunutsa ver fıkaraya gitsin,” dedi. (Liraya pangunut derdi). Baktım dilenciye vermemi istediği para 100 (yüz lira). O günlerde çok iyi para, çünkü memur maaşı 250 TL, bir koyun 50TL, yevmiye 7,5TL. Ben vermek istemedim: “Hacı Emmi bu çok para,” dedimse de, o ver, ver gitsin diye israr ediyordu. Ben yine de başka para ver diye direttim. Cüzdanı bana vererek “bak da şurdan ver,” dedi. Ben de bir on lira bulup dilenciye verdim. Dilenci hayatının parasını kazanmış gibi sevinerek uzaklaştı.
İşte bu Tekaüt Dede’yi o günlerde Sarıkaya’da askerlik şubesi olmadığı için maaşla ilgili resmi bir iş sebebiyle Boğazlıyan’dan isterler. Köyde motorlu taşıt olarak bir tek Deli Hafız’ın kamyonu vardı. Her gün Sarıkaya’ya yolcu ve yük taşır, insanlar teldeki kuşlar gibi dizilirdi kamyon kasasına. Kış sabahları bir türlü çalışmaz, iteklemeğe başlardık koca kamyonu. Eğer köprüye kadar çalışırsa çok şanslı sayardık kendimizi, çalışmazsa çok zorlanarakda olsa köprüyü geçtimi iş kolaylaşırdı. Akçadam’ın bükmeye kadar iterek çalıştıramasak bile o virajı dönünce Kaplancı’ya varmadan mutlaka çalışırdı kırmzı BMC.
İşte Tekaüt Dede Boğazlıyan’a gitmek için bu kamyonu kiralar. Şoförün yanına da oturur. Köyden çıkışta yollardaki virajlar alınırken Tekaüt Dede başlar şoföre seslenmeye: “Gıvrat yavrum gıvrat, ha ha bu yana gıvrat. Ha yavrum ha öte yana gıvrat,”
Sarıkaya’yı geçip Boğazlıyan yoluna çıkınca karşıdan kamyon otomobil vb. gibi motorlu taşıtlar gelmeye başlar. Tekaüt Dede artık: ‘gıvrat yavrum gıvrat,’ lâfını unutmuş, karşıdan her taşıt göründükçe;
“Ağle (dur), ağle de geçsin yavrum, ağle ağle,” demeye başlar. Şoför bir kaç defa durup karşıdan gelen taşıtların geçmesini beklese de sonunda dayanamaz ve: “Hacı emmi bir şey olmaz, her taşıt gördüğümüzde durursak Boğazlıyan’a varamayız,”der ve basar gaza.
Tekaüt Dede’nin ağzından Boğazlıyan’a varıp, köye dönene kadar artık tek cümle çıkmaktadır: